PROF. DR. ORHAN DOĞAN: “MARAŞ HARBI, MILLÎ MÜCADELE’NIN NIŞANESIDIR”
Maraş halkı; üzerinde yaşadıkları toprağın, gönderde dalgalanan bayrağın, özgürlüğün ve başörtüsünün alternatifsiz en değerli kıymetleri olduğunun şuurunda olmuşlardır.
Sayın hocam, Cumhuriyetimizin 100. yılını idrak ediyoruz. İstiklal Savaşı, Cumhuriyetin ilanı, Türkiye ve 100 yıl… Bu zorlu tarihi süreç içinde Maraş Kurtuluş Savaşı’nın yeri, anlamı ve önemine dair bize neler söylemek istersiniz?
Maraş’ta verilen mücadele elbette Türkiye Cumhuriyeti Tarihi için çok önemlidir. Mondros Mütarekesi sonrasında Anadolu’nun birçok yeri gibi Maraş da önce İngiliz kuvvetleri tarafından 23 Şubat 1919’da işgal edilmiş, ardından bölge Fransızlara devredilmiştir. Millî Mücadele Dönemi, İstiklal Savaşı bir bağımsızlık ve işgalden kurtulma savaşıdır. Savaşlar, toplumları birleştiren ve bütünleştiren bir özelliğe sahiptir. Her çeşit düşünce ve fikir ayrılığı ortak düşmanı yenmek için birleşebilir. Türk milleti için, vatan, vatan savunması, istiklal, bayrak, ırz ve namus gibi kavramlar en değerli ve mukaddes millî unsurlar olarak bağımsızlık mücadelesinde kendini hissettirmiştir.
Kahramanmaraş’ta millî mücadele yıllarında gayretlerini ortaya koyan Maraş halkı; üzerinde yaşadıkları toprağın, gönderde dalgalanan bayrağın, özgürlüğün ve başörtüsünün alternatifsiz en değerli kıymetleri olduğunun şuurunda olmuşlardır.
I. Dünya Savaşı devam ederken Osmanlı Devletinin topraklarını paylaşan ve Ortadoğu’yu kendi çıkarlarına göre düzenleyen 1916 Sykes-Picot gizli anlaşması ile Musul Fransızlara bırakılmıştı. Ancak İngilizler, varlığını bildikleri Musul’daki zengin petrol yataklarına ve Hindistan yolunun güvencesi olarak gördükleri Basra Körfezi’ne hâkim olmak istiyorlardı. Nitekim 15 Eylül 1919’da Fransa Başbakanı Clemenceau ile İngiltere Başbakanı Lloyd George arasında imzalanan Suriye İtilafnamesi ile bu hedeflerine ulaştılar. Bu anlaşma ile Musul ve çevresi İngiltere’ye devrediliyordu. Buna karşılık Fransa, İngilizlerin boşaltacağı Maraş, Antep ve Urfa Sancaklarını işgal edecekti. Bu anlaşma üzerine Fransızlar 29 Ekim 1919 günü aralarında 400 kadar Ermeni, 500 civarında Cezayirli asker bulunan birlikle sekiz buçuk ay İngiliz işgalinde kalan Maraş’a girdiler ve 30 Ekim’de Maraş’ı İngilizlerden teslim aldılar. Ancak Maraş’ın bu işgalinin Fransa ve destekçisi Ermenilere bedeli ağır olmuştur. Burada büyük can ve mal kaybına uğramışlardır. Bu mücadelede Maraş halkı da büyük kayıplar vermiş olmasına rağmen Maraş’ı savunmaktan hiçbir şekilde vazgeçmemiştir. Maraş halkının bu özverili mücadele sonucu bölgede tutunamayacaklarını gören Fransız kuvvetlerinin geri çekilmesi, Millî Mücadele’nin ilk kıvılcımı, Güneydoğu Anadolu’nun kurtulmasına giden yolun başlangıcını teşkil etmiştir. Maraş’ta kazanılan başarı Millî Mücadele'nin ilk zaferiydi. Netice olarak bütün bu gelişmelerle birlikte Maraş’ın kurtuluşundan sonra bu bölgede verilen mücadelenin etkileri dalga dalga yayılmış ve Güney hattında Fransız kuvvetleri çekilmiş ve neticede bir anlaşma yapma çabasına düşmüşlerdir.
Cumhuriyetin 100. Yılı içerisinde yer alırken yakın geçmişte bu cumhuriyetin çok da kolay kazanılmadığını ve dolayısıyla bu geçen süre içerisinde Cumhuriyetin kazanımlarına daha sıkı sarılmak suretiyle Cumhuriyeti geleceğe daha iyi koşullarda taşımamız gerekmektedir.
Genel hatlarıyla anlatmanızı istesek, Maraş Kurtuluş Savaşı hangi kritik, hayatî denilebilecek dönemeçlerden geçmiştir? Zafere götüren yol hangisi olmuştur?
Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra Anadolu, İtilaf Devletleri tarafından işgal edildi. Maraş da 1918 yılı sonlarında İngiliz işgaline uğradı. Daha önce tehcir edilen Ermeniler mütarekenin imzalanmasından hemen sonra çıkarılan “Geri Dönüş Kararnamesi”yle memleketlerine dönmeye başladılar. Bu durum bazı gerginliklerin çıkmasına sebep olabilirdi. Ancak İngilizler, şehri işgal ettikten sonra yerli halkın yaşantısına müdahale etmemeye özen göstermek suretiyle huzursuzluk çıkmasına fırsat vermedi. Maraş’taki İngiliz işgali sekiz ay kadar devam etti ve onların yerini Fransızlar aldı. Fransız kuvvetleri, şehrin en zengin kişisi olan Agop Hırlakyan tarafından finanse edildi.
Fransızlar, Ermenilere bilinçli bir şekilde Türk evlerinin yağmalanması ve katliam düzenlemelerini emretmişler; bu şekilde, bölgede etnik düşmanlık yaratarak Türk halkının dikkatini kendi üzerlerine çekmek istememişlerdi. Nitekim Fransız işgalinden iki gün sonra 31 Ekim 1919’da “Uzunoluk Olayı / Sütçü İmam Olayı” gerçekleşti. Daha sonra da 28 Kasım 1919’da Bayrak Olayı gerçekleşmiştir.
Gerek Bayrak Olayı gerekse Sütçü İmam Olayı Maraş halkının işgallere karşı direnişini teşkilatlandırmak gereğini ortaya koymuştur. Bunun için Maraş’ta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuş ve muhtemel bir çatışma için her türlü tedbir alınmıştır. Diğer taraftan Maraş-Antep yolu üzerindeki Kuvayımilliye faaliyetleri çok etkili olmuş ve Fransızlar temas kurabilecekleri merkez olan Maraş-Osmaniye hattındaki direnişi engelleyememişlerdir. Bu bölgedeki Kuvayımilliye'yi etkisiz hale getirmek ve bölge halkını parçalayabilmek için Kürtçülük propagandasına başlayan Fransızların bu oyununa bölge halkı, daha önce İngilizlerin propagandalarına alet olmadığı gibi yine iltifat etmemiştir. Bölgede etnik tahrik hareketine kapılmayan halkın bu tavrı Millî Mücadele’nin başarıya ulaşmasındaki en önemli unsur olan birlik ve bütünlüğün korunmasını ve bunun tüm yurda yayılmasını sağlamıştır. Bu sebeple Güney Anadolu’da özellikle Maraş’ta kazanılan zafer, sonuçları itibariyle sadece askeri değil; siyasi, sosyal ve millî değerlerin korunarak kurumsallaşmasında çok önemli rol oynamıştır.
Maraş’ın işgali sırasında Maraş ileri gelenlerinin Fransızlara karşı birlikte hareket etme tekliflerine rağmen Ermeniler, Fransızların yanında yer almış ve onların piyonu olmaktan kurtulamamışlardır. Fransızlar, riskli işlerde Ermenileri kullandıklarından Ermenilerin can kaybı Fransızlardan daha fazla olmuştur. Buna rağmen Fransızlar, Maraş’ta işleri bittiği zaman Ermenileri terk edip gitmişler ve Ermeniler yine Türk milletinin hoşgörüsüne sığınmak zorunda kalmışlardır. Hatta bu konuda Maraş Ermenileri namına 5 Mayıs 1336 (1920) tarihli Ankara hükümetine çekilen bir telgrafta bu durum açıkça teyit edilmektedir. Maraş’ta Ermeni soykırımı yapıldığına dair ithamlar asılsızdır. Fransızlar, kışın en şiddetli aylarının yaşandığı Şubat ayında Maraş’tan çekilirken Ermeniler de arkalarına takılmışlar, bu durum Ermeniler için tam bir facia olmuştur. Ermeniler yolda soğuktan ve Fransızların ilgisizliğinden kırılırken şehirde kalan Ermeniler bu kötü sonuçtan kurtulmuşlardır. Bu arada şunu da son olarak belirtebiliriz ki İtilaf Devletleri’ni 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgaline sevk eden olay, sadece Misak-ı Millî’nin Osmanlı Mebusan Meclisi’nde kabul edilmiş olması değil; aynı zamanda 12 Şubat 1920 tarihinde Maraş’ta Fransızlara karşı kazanılan başarıdır. Çünkü Maraş zaferi, Millî Mücadele’nin ilk zaferi olmakla birlikte İtilaf Devletleri’nin de Anadolu’daki sonlarının bir başlangıcı olmuştur. İşte bunu görebilen işgal kuvvetleri, yapabilecekleri son şeyi, İstanbul’un işgalini gerçekleştirmişlerdir. Bununla ilişkili olarak İstanbul’un işgalinin yurt çapında meydana getirdiği etki, Millî Mücadele’nin kazanılmasında önemli rol oynamıştır.
Genelde değinilip geçilir, Mustafa Kemal Paşa tarafından Maraş Savaşı için görevlendirilen Yörük Selim ve Kılıç Ali’yle, diğer Arslan Bey, Muharrem Bayazıt, Şehit Evliya, Muallim Hayrullah gibi öncü ve komutan isimler arasındaki ilişki. Sizce nasıldı? Nasıl gelişti ve devam etti?
M. Kemal Paşa, Suriye İtilafnamesi’nin uygulamaya konularak Antep, Urfa ve Maraş’ı Fransızların işgale başlaması üzerine bütün yurt çapında vilayetlere ve Heyet-i Temsiliye merkezlerine 6 Kasım 1919 tarihli bir genelge göndermiştir. Genelgede Maraş, Antep ve Urfa’nın Fransızlarca işgal edildiğini, İstanbul Hükümeti’nin bu işgalleri İtilaf Devletleri nezdinde protesto ettiğini, adı geçen bölge ahalisinin de muazzam mitingler yaparak Osmanlı vatanının ayrılmaz bir parçası olduklarını dünyaya ilan etmeye başladıklarını bildirmiştir. Ayrıca bütün Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti heyetleri ile belediye başkanları tarafından Osmanlı Devleti’nin bir parçası olan bu yerlerin haksız bir şekilde Fransızlar tarafından işgal edildiği, telgraflarla İtilaf Devletleri elçiliklerine, Avrupa ve Amerikan kamuoyuna haksızlığın giderilmesi için kararlı bir dille bildirilmiştir.
Maraş’ta ilk Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Elbistan’da tesis edilmiş ve Maraş’taki yerel örgütlenme, öncelikle Elbistan’la ilişki içerisinde olmuştur. Maraş’taki işgalci Fransız güçlerine karşı şehir 10 bölgeye ayrılmış ve Maraş ileri gelenleri bu ayrılan mıntıkaların başına birer Kuvayımilliye komutanı atanmıştır. Bayrak hadisesinden sonra da Dr. Mustafa öncülüğünde Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurularak Kuvayımilliye örgütü oluşturulmuştur.
Az önce ifade ettiğimiz gibi Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçmesinden sonra özellikle Sivas kongresinde Güney cephesi ile ilgili birtakım kararlar alınmıştır. Mustafa Kemal Paşa tarafından Maraş Savaşı bölgesi için Yörük Selim ve Kılıç Ali’yi görevlendirmiştir. Kılıç Ali, Maraş ve Antep Umum Kuvayımilliye Komutanı olarak görevlendirilirken Maraş’a gelişlerinden itibaren yerel düzeyde ileri gelen ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti içerinde yer alan Arslan Bey, Muharrem Bayazıt, Şehit Evliya, Muallim Hayrullah gibi öncü ve komutanlarla işbirliği ve uyum içerisinde hareket etmişlerdir. Burada daha ismini sayamayacağımız şehrin ileri gelenlerinin de büyük desteği ile Maraş halkının genci ve yaşlısı, kadını ve erkeği ile bu mücadelede zafere giden yolda birliktelik sağlanmıştır.
1920 yılından bugüne 12 Şubat Bayramını kutluyoruz. Çocukluğunuzun 12 Şubat Bayramlarını hatırlıyor musunuz? Nasıldı?
Hiç kuşku yok ki, toplumun dinamiğini harekete geçiren olgular arasında millî günler ve bayramlar önemli bir yer tutmaktadır. Maraşlılar nerede olurlarsa olsunlar kurtuluş gününün hatırasını yaşatırlar, bayramın heyecanını Maraş’ta yaşamanın bir başka olduğunu bilenler ise mutlaka Maraş’taki kutlamalarda günler öncesinden yerlerini alırlardı.
Maraşlıların düşmana karşı eşsiz mücadelesi ve kahramanlığının cumhuriyet öncesi ve cumhuriyet sonrası dönemde her yıl bir şenlik havasında kutlandığı görülmüştür. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ifadesiyle; “Her yıl şubatın on ikisinde, Maraşlıların ve Maraş’ın bayramı başlamaktadır. Şehir kendi kurtuluş gününü kutlamak için elinden gelen bütün gayreti sarf etmiştir. Nasıl ki bugünü hazırlamak için de yıllar önce elinden geleni, hatta gelmeyeni yapmış olduğu gibi.” Maraşlılar, kurtuluşun hemen ertesi yılından itibaren bu önemli günün anısına yıldönümü programları düzenlemişlerdir. Kurtuluş gününün ikinci senesinde, Maraş Kalesi’nde bir tören yapılarak, şehrin her tarafı al bayraklarla donatılmıştır. Ulucami’de mevlit okutulmuş, şehitlerin ruhlarına Fatihalar gönderilmiştir. Ayrıca bir kahramanlık hatırası olarak kaledeki tarihi bayrağın altında, ordunun başarısı ve vatanın diğer kısımlarının kurtarılması için dualar okunmuş ve ardından Meclis’e hürmet ve tazimlerin sunulması için mutasarrıf vekil tayin edilerek merasime son verilirdi. Maraşlılar, bu büyük mücadeleyi gelecek nesillerin hafızalarında da canlı tutmak ve o günleri hem hüzünle hem de övünçle anmak için büyük programlar düzenlemiştir.
Kurtuluş Bayramı için hazırlıklar günler öncesinden başlar, bu hazırlıklara çocuğu, kadını, erkeği, yaşlısı, genci aynı itina ile bayrama yakışır bir tatlı rekabet içinde hazırlanırlardı. Sandıklarda saklanılan millî kıyafetler çıkarılarak giyilir ve davul-zurna eşliğinde çekilen halaylar ve oyunlarla mahalleler gezilir, şehir tam bir festival havasını teneffüs ederdi. Tüm Maraşlılar, bayramlarına içinde hissettiği kıpır kıpır heyecanla, şevkle hazırlanırlardı. Bayrama devlet ricali, milletvekilleri, sanatçılar davet edilir, gelen konuklar Maraş’ın misafirperverliğine yakışır bir şekilde ağırlanarak uğurlanırdı. Bayram günü geldiğinde yediden yetmişe, köylüsü şehirlisi bütün Maraşlı bayram yerine akın ederdi. Bazı yıllarda kutlamaların 60 bin civarında insanın katılımıyla yapıldığı görülmüştür. Bayram alanına sığmayan insanlar evlerin balkonlarından, çatılarından, ağaçların üzerlerinden bayramı seyrederlerdi. Büyük bir sükûnet içinde geçen bu bayram kutlamalarında kaleye hücum canlandırılır, bayrağımıza Belediye Başkanı tarafından İstiklal Madalyası takılır, devlet ricali halkın bayramını kutlardı. Geçit merasiminde askerler, Maraş Kurtuluş Savaşı’na iştirak etmiş gaziler, mahalleler tarafından hazırlanan yüzlerce çeteler (mahalli kıyafetli milisler), okullar, esnaf odaları, sporcular büyük bir disiplin ve düzen içinde geçerler ve insanlar saatlerce süren bu merasimde geçişe katılanları avuçları patlarcasına alkışlarlardı. Her bayramda asla unutulmayan bir gelenek de şehitler için Ulu Camii’nde Mevlid-i Şerif okutulması ve şehitliğe gidilerek dualar okunmasıydı.
Maraş Kurtuluş Savaşı bugünümüzün insanlarına, özellikle gençlerine yönelik ne tür anlamlar taşıyor? Ondan hangi dersleri çıkarmalıyız?
Tarih, bir milleti millet yapan en önemli ortak paydalardan biridir. Güçlü bir mazi, millet olduğunu kendi üyelerine ve diğer milletlere ispatlama yolunda en güçlü referanstır. Maraş savunması, Türk tarihinin en unutulmaz ve etkileyici hadiselerinden biridir. Maddi yokluk içindeki Türklerin, dönemin bütün teknik imkânlarıyla donatılmış Fransız güçlerine karşı verdiği bu bağımsızlık mücadelesi ve kazanılan zafer, yalnız Maraşlıların bir zaferi değil aynı zamanda kurtuluşa giden yolda tüm Anadolu halkının kısa zamanda zafere ulaşacağının da bir nişanesi olmuştur.
Bugüne gelindiğinde Türk insanı kendi tarihini çok iyi bilmeli öğrenmeli ve bu bilinçle hareket etmelidir. Zira kendi tarihini bilen bir toplumun genci ile yaşlısı, kadını ve erkeği ile başta sorumlu bir vatandaş olma çabası içerisinde kendisi için hayatta önceliğinin ne olduğunun farkında olacaktır. Bu toprakların nasıl kazanıldığını ve hangi bedeller ödenmek suretiyle bugüne gelindiğini bilen insanların başta kendi ocağı olmak üzere vatan topraklarına sahip çıkacağına şüphe yoktur.
Bu konuda devletin resmî kurumları başta olmak üzere özel ve tüzel kişiliklerin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecek faaliyetlerde bulunmaları yanında toplumsal birlikteliği ve kader ortaklığı içerisinde sahip olunan mirası koruma ve kollamada ortak irade sergilemek zorundayız. İşte bütün bu değerleri topluma vermede tarih bilgisi çerçevesinde yakın geçmişte yaşanan bu tarihi ve tarih bilincinin topluma verilmesi en öncelikli işlerin başında gelmelidir.
Söyleşi: Elif Naz BAYKUŞ
Evelahir Sayı-19